Hatırlarsınız zamanında yazmıştım, '' Ergenekon-Balyoz gibi davalar ABD-FG-AKP ve AB'nin ortak projesidir'' diye...
Ve her zaman şu soruyu sorardım, FG neden Amerika'da? ve halen de orada kalmaya devam ediyor, diye. Zamanında da belirttiğim gibi; Ergenekon-Balyoz davalarıyla TSK'nın ve özellikle de Deniz Kuvvetlerimizin başına çorap örülürken bu süreçte koldaş olan FG ve AKP'nin, bugün gelinen noktada karşılıklı savaşlarına sebebiyet veren aslında dershanelerin kapatılması falan asla değil ( bu sadece bir bahane ), ABD'nin RTE'den vazgeçmiş oluşudur.
Zamanında oluşturulan dörtlü ittifak çözüldü, bu kez geriye kalan ABD-FG ve AB üçlü ittifakının ortak hedefi; RTE'nı ( diktatoryal amaçlarının önüne geçmek için ) alaşağı etmek ve ilerleyen süreçte de CHP Genel Başkanlığı'na Mustafa Sarıgül'ün, MHP Genel Başkanlığı'na da Mansur Yavaş'ın getirilmesi sağlanarak; FG cemaatine yakınlığı ile bilinen, AKP'de özgül ağırlığı yüksek olan Bülent Arınç'ın ya da onun icazetiyle yanar dönerliği ile bilinen Numan Kurtulmuş'un AKP'nin başına getirilerek daha ılımlı bir Türkiye yönetimi sağlanması gayretkeşliğidir.
Bu süreçler yaşanırken Cumhurbaşkanı'nın adeta AKP'nin noteri gibi çalışmasındaki en büyük neden, AKP tabanına kendi siyasi ikbali gereği hoşgörünme ve dolayısıyla onların tepkisini almama politikasını yürüterek, ya yeni dönemde Cumhurbaşkanlığında yeniden görev almak, ya da AKP'nin başına geçerek, Cumhurbaşkanlığı'nda da zor bir ihtimal olmasına rağmen Kemal Kılıçdaroğlu ya da TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in ( daha akla yatan bir kişi ) bulunmasını sağlamaktır, bu üçlü ittifakın ana projesidir düşüncesindeyim. Abdullah Gül'ün pozisyon alırken ince eleyip sık dokumasının temel felsefesi budur.
Ve yakın bir zamanda RTE'na, Abdullah Gül ile birlikte son darbeyi indirecek olan, yıllardır FG'ne son derece yakın durduğu bilinen Bülent Arınç olacaktır. Bülent Arınç'ın da tıpkı Gül gibi sotaya yatıp beklemesindeki ana neden, RTE'nin yeterince yıpranmasını ( aslında Başbakan kendi kendisini yıpratmaktadır ) bekliyor olmalarıdır, onlar da bilmektedirler ki RTE'nın ruh hali son yaşananlardan sonra hiç de iyi değil...
RTE'na son vuruş, Bülent Arınç'ın RTE'na karşı yayımlayacağı sert bir deklerasyonla AKP'den istifası ile olacaktır...
ABD-FG ve AB üçlü ittifakı ağları ördü bir kere, RTE'nin bu ağdan kurtulması hiç ama hiç de kolay değil, kendi eden nihayetinde kendi bulur...
20 Şubat 2014 Perşembe
Aslında RTE'nı asıl sinirlendiren nedir?
Kabataş'ta malum olayın olmadığı görüntülerle de kanıtlanmış olmasına rağmen '' Bacımızı linç etmeye çalıştılar, bebeğini tekmelediler, üzerine işediler '' şeklinde ısrarla ve ısrarla tekrar eden Başbakan yalan söylemeye devam etmektedir, bu durum sıkıntılı bir ruh halinin yansımasıdır. Özellikle, yolsuzluklarla ilgili olarak köşeye iyice sıkışmış olan RTE; 11 yıllık iktidarında karizmasının ( ki hakkını da teslim etmiştim geçmişte ) ilk çizildiği yer olan GEZİ DİRENİŞİ'ne yalanlarla yüklenmektedir, bu onun bir can simididir.
Fazla söze gerek yok aslında, RTE'nin karizması GEZİ'de çiiiiiii-zil-di, nokta. Ardından 17 Aralık'ta ikinci çiziği aldı ve halk tabiriyle façası bozuldu. Karizması çizilen, façası bozulan KASIMPAŞA'lı için bu yenir yutulur ve kabul edilebilir bir durum değildir.
Evet, RTE Dolmabahçe Camiinde yaşananlardan sonra Kabataş olayında da yalanlarına devam etmektedir. Bu konuda bile ( dini hassasiyetleri, olmayan olaylarla kaşıması ) yalan söyleyen bir zihniyet, seçim sürecinde kendince yeni bir mağduriyet yaratmak için, '' bana suikast hazırladılar, soruşturma devam ediyor, yapılanları duyunca şaşıracaksınız '' diye yalan söylerse şaşırmayınız.
Bizlere KASIMPAŞALILARI üç kelimeyle tarif ediniz diye sorulsa; MERT, DELİKANLI ve GARİBAN-MAĞDUR dostu diye bilir ve dile getiririz. RTE'nı bu kelimelerden hangisi ile özdeşleştirebilirsiniz? Allahaşkına, sorarım hangisiyle ?...
MERT, DELİKANLI insan ( üzerine bir de gerçek Müslümansa ) asla ve kat'a yalan söylemez ( hele ki bu yalanlarla aslında ' halkı kin ve nefret duygusuna sevkederek' Anayasal bir suç işlediğini bile bile ) ve aslında MAĞRUR olup, MAĞDUR rolüne asla soyunamaz.
Tıpkı, Bülent Arınç'a suikast düzenlenecekti yalanının, TSK'nın Kozmik Odası'na girilmesinin aracı olarak kullanılması gibi...
Sahi, bu konu ne oldu? Var mıdır herhangi bir gelişme ? Tabii ki yok, '' hedefe ulaşmak üzere her yol mübahtır'' düsturu ile hareket eden bu zihniyetten nefret ediyorum... Böyle bir zihniyetin yansıması asla ve asla gerçek Müslümanlık değildir. ( tabii ki bu durumu bilecek Rabbimdir ama, yalanlarla insanları birbirine düşürme gayreti ile ilgili olarak sa'hih hadislerden öğrendiğimiz kadarıyla ahkam (!) kesmeyi hak olarak görüyorum kendimde...) ...
Ne kadar zorlarsa zorlasın, RTE'nin dengesini, psikolojisini GEZİ DİRENİŞİNDEN beri en çok bozan aslında; bu yalanları ile mütedeyyin Müslümanları bir türlü kışkırtamamış olmasıdır, halkımızın bu oyuna alet olmak istememesidir... RTE'nin ana ve en temel sıkıntısı budur...
Fazla söze gerek yok aslında, RTE'nin karizması GEZİ'de çiiiiiii-zil-di, nokta. Ardından 17 Aralık'ta ikinci çiziği aldı ve halk tabiriyle façası bozuldu. Karizması çizilen, façası bozulan KASIMPAŞA'lı için bu yenir yutulur ve kabul edilebilir bir durum değildir.
Evet, RTE Dolmabahçe Camiinde yaşananlardan sonra Kabataş olayında da yalanlarına devam etmektedir. Bu konuda bile ( dini hassasiyetleri, olmayan olaylarla kaşıması ) yalan söyleyen bir zihniyet, seçim sürecinde kendince yeni bir mağduriyet yaratmak için, '' bana suikast hazırladılar, soruşturma devam ediyor, yapılanları duyunca şaşıracaksınız '' diye yalan söylerse şaşırmayınız.
Bizlere KASIMPAŞALILARI üç kelimeyle tarif ediniz diye sorulsa; MERT, DELİKANLI ve GARİBAN-MAĞDUR dostu diye bilir ve dile getiririz. RTE'nı bu kelimelerden hangisi ile özdeşleştirebilirsiniz? Allahaşkına, sorarım hangisiyle ?...
MERT, DELİKANLI insan ( üzerine bir de gerçek Müslümansa ) asla ve kat'a yalan söylemez ( hele ki bu yalanlarla aslında ' halkı kin ve nefret duygusuna sevkederek' Anayasal bir suç işlediğini bile bile ) ve aslında MAĞRUR olup, MAĞDUR rolüne asla soyunamaz.
Tıpkı, Bülent Arınç'a suikast düzenlenecekti yalanının, TSK'nın Kozmik Odası'na girilmesinin aracı olarak kullanılması gibi...
Sahi, bu konu ne oldu? Var mıdır herhangi bir gelişme ? Tabii ki yok, '' hedefe ulaşmak üzere her yol mübahtır'' düsturu ile hareket eden bu zihniyetten nefret ediyorum... Böyle bir zihniyetin yansıması asla ve asla gerçek Müslümanlık değildir. ( tabii ki bu durumu bilecek Rabbimdir ama, yalanlarla insanları birbirine düşürme gayreti ile ilgili olarak sa'hih hadislerden öğrendiğimiz kadarıyla ahkam (!) kesmeyi hak olarak görüyorum kendimde...) ...
Ne kadar zorlarsa zorlasın, RTE'nin dengesini, psikolojisini GEZİ DİRENİŞİNDEN beri en çok bozan aslında; bu yalanları ile mütedeyyin Müslümanları bir türlü kışkırtamamış olmasıdır, halkımızın bu oyuna alet olmak istememesidir... RTE'nin ana ve en temel sıkıntısı budur...
7 Şubat 2014 Cuma
'' Bu ara rejim bir gün geçecek ve geriye baktığımızda göreceğimiz o cesedin altında hepimiz kendi cesedimizi kendimiz teşhis edeceğiz...
Çünkü korkaklığımızla, eyyamcılığımızla, sünepeliğimizle bunu hak ettik...''
Bu sözler, bugünkü Hürriyet te SİYASİ İSLAMIN ÇATIR ÇATIR ÇÖKÜŞÜ başlıklı yazının sonunda ifade edilmiş Ertuğrul Özkök tarafından.
Hocam (!) kendisini ve AKP'nin ilk dönemlerinde Milli Görüş gömleğini sırtımızdan çıkardık diyen RTE'a kredi açan, ona inanan sözde liberal tayfayı o kadar da güzel açıklamış ki. Siz işte busunuz.
Ben ve benim gibi duyarlı insanlar, Allahtan ki sizin düştüğünüz tuzağa düşmedik zamanında, değişmediler dedik inandıramadık sizleri. Amaçları başka, gizli ajandaları var dedik yine inanmadınız, önyargılı olmayın değişmiş olabilirler, şans tanıyalım dediniz ve bugün gelinen noktada bugünkü yazıyı kaleme almak zorunda kaldınız.
Bizlerin vicdanı rahat, bizler direndik; ama siz, Hasan Cemal, Can Dündar, Mehmet Altan, Ergun Babahan, Namık Çınar, Yavuz Baydar, Eser Karakaş, daha niceleriniz ki, çoğunuz yıllarınızı gazeteciliğe vermiş sözde duayenlersiniz, bizim onda birimiz olamazsınız, olamadınız da zaten...
Evet siz ve sizin gibiler o dönemlerde; korkaktınız, eyyamcıydınız, sünepeydiniz. Şimdi bunun itirafı bile aklayamaz sizi ve sizin gibileri...
Çünkü korkaklığımızla, eyyamcılığımızla, sünepeliğimizle bunu hak ettik...''
Bu sözler, bugünkü Hürriyet te SİYASİ İSLAMIN ÇATIR ÇATIR ÇÖKÜŞÜ başlıklı yazının sonunda ifade edilmiş Ertuğrul Özkök tarafından.
Hocam (!) kendisini ve AKP'nin ilk dönemlerinde Milli Görüş gömleğini sırtımızdan çıkardık diyen RTE'a kredi açan, ona inanan sözde liberal tayfayı o kadar da güzel açıklamış ki. Siz işte busunuz.
Ben ve benim gibi duyarlı insanlar, Allahtan ki sizin düştüğünüz tuzağa düşmedik zamanında, değişmediler dedik inandıramadık sizleri. Amaçları başka, gizli ajandaları var dedik yine inanmadınız, önyargılı olmayın değişmiş olabilirler, şans tanıyalım dediniz ve bugün gelinen noktada bugünkü yazıyı kaleme almak zorunda kaldınız.
Bizlerin vicdanı rahat, bizler direndik; ama siz, Hasan Cemal, Can Dündar, Mehmet Altan, Ergun Babahan, Namık Çınar, Yavuz Baydar, Eser Karakaş, daha niceleriniz ki, çoğunuz yıllarınızı gazeteciliğe vermiş sözde duayenlersiniz, bizim onda birimiz olamazsınız, olamadınız da zaten...
Evet siz ve sizin gibiler o dönemlerde; korkaktınız, eyyamcıydınız, sünepeydiniz. Şimdi bunun itirafı bile aklayamaz sizi ve sizin gibileri...
5 Şubat 2014 Çarşamba
CD, NI, MB, YS, HC, OÇ, YB, MA, EK, EÖ ...
Ne kadar anlamsız, birbiriyle bağlantısı olmayan harfleri paylaşmak da ne ola ki? dediğinizi duyar gibiyim. Yarışmada değiliz, kesinlikle scrable oynama, oynatma niyetim de yok.
Ancak bu ' beş benzemez ' olarak görünen harflere baktığımızda C aslında N'dir, M'nin yoktur aslında Y'den farkı. Harf değil de rakam olsa yukarıdakiler, çarpsan da-bölsen de-çıkarsan da üzerine bir de toplasan kaçarı yok, H aynı zamanda O'dur, tam da odur.
C Can'dır, N Nazlı, M Mehmet'tir, Y Yavuz, H ne ola ki? anlı-şanlı ( ! ) Hasan abimizdir, O ve Ç harflerini bitişik yazmamda asla bir ard niyet yoktur, o da Oral Çalışlar'dır. MA ise İkinci Cumhuriyetçilerin ağababasıdır...
Bu Can'lar (!) ülkemin canına okuyanların koltuk değnekleriydi bir zamanlar, ama ne hazindir ki koltuk gitti, geriye kala kala kaldı değnek, onu da ne yaparlar bilinmez? Onu da mı biz öğreteceğiz, ne yapacağınızı gayet iyi biliyorsunuz, geçmişler ola, yaşattınız ya bizlere bu günleri, en azından yaşanmasına vesile oldunuz ya, helal olsun ( ! ) size, sizin gibi koltuğu kaybedince ağlaşan değneklere...
Ne kadar anlamsız, birbiriyle bağlantısı olmayan harfleri paylaşmak da ne ola ki? dediğinizi duyar gibiyim. Yarışmada değiliz, kesinlikle scrable oynama, oynatma niyetim de yok.
Ancak bu ' beş benzemez ' olarak görünen harflere baktığımızda C aslında N'dir, M'nin yoktur aslında Y'den farkı. Harf değil de rakam olsa yukarıdakiler, çarpsan da-bölsen de-çıkarsan da üzerine bir de toplasan kaçarı yok, H aynı zamanda O'dur, tam da odur.
C Can'dır, N Nazlı, M Mehmet'tir, Y Yavuz, H ne ola ki? anlı-şanlı ( ! ) Hasan abimizdir, O ve Ç harflerini bitişik yazmamda asla bir ard niyet yoktur, o da Oral Çalışlar'dır. MA ise İkinci Cumhuriyetçilerin ağababasıdır...
Bu Can'lar (!) ülkemin canına okuyanların koltuk değnekleriydi bir zamanlar, ama ne hazindir ki koltuk gitti, geriye kala kala kaldı değnek, onu da ne yaparlar bilinmez? Onu da mı biz öğreteceğiz, ne yapacağınızı gayet iyi biliyorsunuz, geçmişler ola, yaşattınız ya bizlere bu günleri, en azından yaşanmasına vesile oldunuz ya, helal olsun ( ! ) size, sizin gibi koltuğu kaybedince ağlaşan değneklere...
TDK'nun internet sitesinin sözlük kısmında aranan kelimeyi DÖNEK şeklinde yazıp ara dediğinizde, karşınıza ilk çıkan tanım ' İnanç ve düşüncesini değiştiren, sözüne güvenilmeyen, caygın, kaypak (kimse) ' olarak çıkar.
Günümüzde bu tanımın en canlı örneği ve birebir yansıması, son söylemlerinden sonra eski Bakan Erdoğan Bayraktar'dır dediğimizde, bu hakaret içeren bir tanımlama olmakta mıdır?
Hayır, hem de asla ve kat'a. Ben Türk Dil Kurumunun yalancısıyım; tanım gayet açık, davranış ise bir o kadar net...
Günümüzde bu tanımın en canlı örneği ve birebir yansıması, son söylemlerinden sonra eski Bakan Erdoğan Bayraktar'dır dediğimizde, bu hakaret içeren bir tanımlama olmakta mıdır?
Hayır, hem de asla ve kat'a. Ben Türk Dil Kurumunun yalancısıyım; tanım gayet açık, davranış ise bir o kadar net...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)